20 Şubat

YILDIRIM’DA TÜRK DİASPORASI POLİTİKALARI KONUŞULDU

 Yıldırım Belediyesi Uluslararası İlişkiler Okulu Siyaset Akademisi eğitim programına katılan Dr. Esra Sağlam, Türkiye’nin yurt dışında çok ciddi bir diasporasının bulunduğunun altını çizerek, Avrupa’da yaklaşık 5 milyon Türk kökenli nüfus bulunduğunu söyledi.

Yıldırım Belediyesi Uluslararası İlişkiler Okulu Siyaset Akademisi eğitim programının son haftaki konuğu Dr. Esra Sağlam oldu. Sağlam, Türkiye’nin Diaspora Politikası konusu hakkında düşüncelerini aktardı. Diaspora kavramının tarih içerisinde belli anlamlarda kullanıldığını belirten Sağlam, diasporanın hem bir araştırma alanı olarak hem de bir politika alanı olarak görece yeni bir kavram olduğunu ifade etti.
Modern dönemde diaspora kavramına yönelik sadece zorunlu ve tramvatik göçlerin değil gönüllü olarak gerçekleşen göçlerin de bir diaspora oluşturduğunu dile getiren Sağlam, “Diaspora tıpkı uluslar gibi icat edilmiş, kurgulanmış bir topluluktur. Sürekli icat edilmektedir ve kurgulanmaktadır. Diaspora kavramından şunu anlamak gerekiyor. Zorunlu olabilir ya da gönüllü olabilir, yurtdışında yaşayan ama yaşamasına rağmen anavatanla bağlarını muhafaza etmeye istekli olan bütün insan toplulukları diye adlandırıyoruz. Bu kavramın içerisine siyaset literatüründe sıkça kullanılan, azınlık, mülteci, yurtdışı vatandaş gibi kavramların birçoğunu sokabiliyoruz. Diasporanın böyle esnek bir doğası var” diye konuştu.

Türk diasporasını iki hareketlilik üzerinden tanımlanabileceğini aktaran Sağlam, “Bu iki hareketlilik sonucunda Türk diasporası oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğu bakiyesinden kaybedilen topraklardan kalan azınlıklardan bahsediyoruz. Bunların içerisine Balkanlar’daki, Doğu Avrupa’daki, Kafkasya’daki hatta Kuzey Afrika’daki akraba topluluklar giriyor. Bunlar ikili anlaşmalar olarak hakları garanti altına alınmış topluluklar ama zamanla birtakım müdahaleler söz konusu olabiliyor. Bunun yanında bir de dışarıya verdiğimiz göç var ki bunun kitlesel boyutlara ulaşması 2. Dünya Savaşı’nı bulmuş. 1960’larda özellikle yoğunlaşmıştır. Hem kitleselleşmiş hem de devlet bazında kurumsallaşmış göçlerdir” dedi.

TÜRK DİASPORASINI 3 BÖLÜME AYIRABİLİRİZ
Bu grupların birtakım toplumsal problemlerle karşılaştıklarının altını çizen Sağlam, şöyle devam etti:
“Bunun başında ayrımcılık geliyor. Özellikle dini anlamda İslamofobi var ama bunun yanında da bir yabancı düşmanlığı da söz konusu. Bununla birlikte eğitim ve donanım problemleri var, hem eğitime katılım yetersizlikleri hem de dil sorunları var. Entegrasyon sıkıntıları var. Bazı hukuki problemler var. Türk Diasporası’nı üç temel bölüme ayırabiliriz. Türkiye’yi aslında dışarıya verdiği göçle, göçmenlerle bağlantı kurmaya çalışan bir ülke haline getiren dönem aslında 1960 sonrasıyla olmuştur. İlk dönem 1960-1980 arası dönemdir. 2. Dönem 1980 dönemidir. Bu dönemde siyasi elit değişimi var. ANAP hükümeti iktidara geliyor. Diaspora politikaları siyasi elit ve neoliberal politikalardan oldukça etkileniyor. Son dönem ise 2002 sonrası AK Parti iktidarı dönemidir. Bu dönemde de birçok değişim olmuştur.  Diaspora kavramının tedavüle sokulduğu ve halkla ilişkilerin geliştirildiği bir dönem. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüleri, Türkiye Maarif Vakfı, TRT Almanca kuruldu. Pembe kart revize edilerek mavi karta dönüştürüldü. Sahada çalışmalarından dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı oldukça etkin bir aktör. Gençlikle ilgili çalışmalar bununla uluslararası ilahiyat programı hazırlandı. Bütün bunlar sayabileceğimiz olumlu gelişmelerdendir.  Son yıllarda Çağdaş Türk Diaspora Politikası’nda ilgi ve sahiplenme noktasında önemli bir artış olduğu ve takdirle karşılandığı görülüyor. Özellikle yeni kurumların ihdas edilmiş olması önemli. Türkiye’nin bir lobi beklentisi olduğu söyleniyor ve bu noktada birtakım eleştiri alıyor. Diğer gruplar için çok normal karşılanan eylemler bunu Türkiye yaptığında ajanlıkla ya da Truva Atı olabilmesine neden olabiliyor. Taktiksel birtakım hatalar olabiliyor. Ancak bunun ilerleyen yıllarda telafi edilmesini diliyorum.”